4/29/2006

bilgilendirmeeeee:))))))))))

Merhabalar Cichodunyasinin sevgili dostları,

Uzun zamandan beri islerimdeki yoğunluktan dolayı bloğumu güncelleyemiyordum... Aradan geçen onca zaman içerisinde sürekli aklımda yeni yeni projeler olduğu için kendime yeni bir blog yapmanın fırsatı geldi diye düsündüm ve konuyla ilgili olarakta kolları bugün itibariyle sıvadım. Bugünden itibaren sizlere bicir kizin cadi kazanından sesleniyor olacağım. Peki bicir kizin cadı kazanının içinde neler olacak? Aklınıza gelebilecek her türlü bilgiyi bicir kizin cadı kazanında rahatlıkla bulabileceksiniz... Gerçeklestirmeyi düsündüğüm konsepti zamanla sizlerde farketmis olacaksınız zaten... Beni merak eden, yazamadığım süre zarfında arayıp soran, mailler gönderen tüm arkadaslarıma buradan teker teker tesekkür ediyorum. Hepinizi www.bicirkizincadikazani.blogspot.com adresine bekliyorum...
Sevgilerimle

3/20/2006

Cicho sevgi battaniyelerimizi nihayet teslim ettikkk:)))

Hatırlıyormusunuz bilmiyorum ama sizlere Çiçho sevgi battaniyesi projemizle ilgili gelişmeleri anlatırken bir öyküden inanılmaz şekilde etkilendiğimi belirtmiştim. Neydi o öykü peki? Hatırlamayan arkadaşlarımız için nede olsa bir kez daha hatırlatmakta fayda var diyerekten öyküye hızlı bir giriş yapıyorum. “ Gözlerinizi kapayın ve çok büyük bir arazi üzerine kurulmuş, birbirinden güzel renk armonisine sahip bir gül bahçesi hayal edin. Hatta hayalinizi gerçekleştirecek gül tohumlarıda verilmiş olsun size... Ama kurak bir arazide yanlız başınasınız. Bu durumda birilerini daha yardıma çağırmak durumundasınız. Yardıma gelen her bir kişiye elinizdeki tohumları gösterip gül bahçenizin planlarını ayrıntılı bir şekilde anlatırsınız. İlgilenen olmadığı takdirde de arazinin bozkırlaşacağına ve ayrık otlarının çoğalacağından dem vurursunuz değil mi?”

Açıkçası öykü bu şekilde uzayıp gidiyordu ve bizim yaptığımız bu sevgi parçalarınında gül tohumlarından hiç bir farkı yoktu. Biz kurak bir araziyi kurtarmak yerine, kurak bir arazide yanlız kalmış bir bebeği, bir çocuğu sevindiriyorduk hepsi o kadar. Her zaman söylediğim gibi bu projenin temellerini attığımız ilk günlerde sonucunu tam olarak kesinleştiremediğim için amacım hep 1 battaniye üzerinde odalanmak üzerine olmuştu. Ancak zamanla gelen yoğun ilgiden ve katılımcı sayısındaki hızlı artıştan dolayı hedeflenen battaniye sayısını çoktan geçtiğimizi görünce sevincim gitgide daha da büyüdü.

Yukarıdada belirttiğim gibi ilk olarak projemizin bitiş tarihi için 20 şubat tarihini belirlemiş daha sonradanda katılmak isteyen arkadaşlarımızı hayal kırıklığına uğratmamak adına bu süreyi ay sonuna kadar uzatmıştık. Hepinizin bildiği gibi mart ayına girdiğimiz şu günlerde projemizi nihayete erdirmiş ve hep birlikte oluşturduğumuz battaniyelerimizi sahiplerine ulastırmış bulunmaktayız.

Battaniyelerimizin yeni sahiplerinin kimler olduğunu merak edenlerimiz için kısa bir bilgi vermekte açıkçası benim görevim olduğu için izninizle detaylarla ilgili bilgileri geçmek istiyorum. Kocaeli Sosyal Hizmetler Müdürlüğüyle yaptığımız detaylı görüsmeler sonucunda 0-16 yas grubu erkek-kız cocukların birlikte kaldığı Kessel Çocuk Köyünün yaklaşık 20 bebek battaniyesine ihtiyacı olduğunu öğrendik. Gerekli randevuları aldıktan sonra ihtiyaç halinde bulunan 20 bebek battaniyemizi gerekli tutanak ve makbuz karşılığında kendilerine teslim ettik. Açıkçası buradaki kardeşlerimizin, çocuklarımızın fotolarını sizinle buradan paylaşmak isterdim. Ancak çocukların rencide olup psikolojilerine zarar vermek istemediğim için fotoğraflama olayını ne yazık ki gerçekleştiremedim.

Kaldı ki uzman psikologlarla yaptığım görüşmelerde çocuk psikolojisinin bu gibi hediye durumlarında çok hassas duruma gelebileceğini, içe kapanıklılık belirtisi gösterebileceğini ve utanabileceklerini öğrendim. Açıkçası kaş yapayım derken göz çıkarma mantığında olmadığımızı düsündüğüm içinde bu konuda bana anlayıs göstereceğini düsünüyorum.

20 battaniyemizi Kessel Çocuk köyündeki çocuklarımıza bıraktıktan sonra kalan 25 battaniyemiz içinde uygun yerler arayısının içerisine girdik elbette. Açıkçası bunun içinde fazla dolaşmamıza gerek kalmadı. Çünkü Körfez’deki Tegv birimlerinden bir tanesiyle yaptığım görüsme neticesinde ihtiyacı olan, gerçekten zor durumda olan çocukların olduğunu öğrenmem kalan battaniyelerin yeni adresini bulmamı bir nebzede olsa kolaylaştırdı. Böylece 2 farklı yere ama gerçekten ihtiyacı olan kişilere battaniyelerimizi ulaştırdık ki bundan daha güzel bir şeyde yoktur herhalde...

Çoğu zaman yanlış amaçlarla kullanılan sanal alemin bu tarzda sosyal sorumluluk isteyen projeler içinde rahatlıkla kullanılabileceğinide hep birlikte görmüş olduk. Bugüne kadar aktif olarak projemize destek olan 85 kişiye buradan teker teker huzurunuzda tesekkür etmek istiyorum arkadaşlar. Yüreğinizdeki sevginin en karanlık ve ümitsiz zamanlarınızda dahi ışığınız olması dileklerimle... Sevgiler,

3/14/2006

4 kelebek...

Dört tane kelebek bir gün bir ateş görmüşler. Bunun nasıl bir şey olduğunu öğrenmek istemişler. Birinci kelebek ateşe biraz yaklaşmış ve üzerinin aydınlandığını görmüş. Arkadaşlarının yanına gelmiş ve:
--Bu ateş aydınlatıcı bir şey! demiş... İkinci kelebek bununla yetinmeyerek daha fazla şey öğrenmek istemiş. Biraz daha yaklaşmış ve ısındığını hissetmiş… Demiş ki:
--Aynı zamanda bu ateş ısıtıcı bir şey!Üçüncü kelebek bununla da yetinmemiş, Biraz daha biraz daha yaklaşmış. Bir anda ateşin kanatlarını yaladığını hissetmiş ve yanmış kanatlarıyla geri dönmüş… Şöyle demiş:
--Ve bu ateş yakıcı bir şey! Sonuncu kelebek daha da çok şey öğrenmek istiyormuş. Biraz yaklaşmış, aydınlandığını görmüş. Biraz yaklaşmış, ısındığını hissetmiş. Biraz daha yaklaşmış, ateş kanatlarını kavurmuş. Ve biraz daha yaklaştıktan sonra tamamen yanan kelebek "poff !" diye ortadan kayboluvermiş... Ateşin gerçekten ne olduğunu belki bir tek o öğrenmiş ama geri dönüp söyleyememiş… Çünkü o kaybolmuş ateş içinde ve bir şeyi, ancak içinde kaybolan bilebilirmiş!...

Ateş ile suyun hikayesini bilir misiniz?

Ateş bir gün suyu görmüş yüce dağların ardında sevdalanmış onun deli dalgalarına...
Hırçın hırçın kayalara vuruşuna, yüreğindeki duruluğa
Demiş ki suya: Gel sevdalım ol, hayatıma anlam veren mucizem ol...
Su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa al demiş; Yüregim sana armağan...
Sarılmış ateşle su birbirlerine sıkıca, kopmamacasına...
Zamanla su, buhar olmaya, ateş, kül olmaya başlamış. Ya kendisi yok olacakmış, ya aşkı...
Baştan alınlarına yazılmış olan kaderi de yüreğindeki kederi de alıp gitmiş uzak diyarlara su...
Ateş kızmış, ateş yakmış ormanları... Aramış suyu diyarlar boyu, günler boyu, geceler boyu...
Bir gün gelmiş, suya varmış yolu Bakmış o duru gözlerine suyun, biraz kırgın, biraz hırçın. Ve o an anlamış; aşkın bazen gitmek olduğunu. Ama gitmenin yitirmek olmadığını...
Ateş durmuş, susmuş, sönmüş aşkıyla. İşte o zamandan beridir ki: Ateş sudan, su ateşden kaçar olmuş.. Ateşin yüreğini sadece su, suyun yüreğini Sadece ateş alır olmuş...

CAN YÜCEL

BIR KUTU DOLUSU YASAM GÖNDERIYORUM SANA:))

Bir kutu dolusu yaşam gönderiyorum sana, sade bir kurdeleyle süslenmiş. Çöz kurdeleyi ve kaldır yavaşca kutunun kapağını...Kocaman bir firça ve bin renk koydum kutuya bir cennet resmi yapıp içine gir diye... Düşler serpiştirdim gizlice, düş kurmayı unutma diye. Bir tanede elma şekeri yerleştirdim, içindeki çoçuğu yeniden tadabil diye... Güneşin batışını, billur suyun sesini, kırmızıyı gelinciklerin saflığını, taze ekmeğin kokusunu ve bir gülümsemenin sıcaklığını da sığdırdım. Ruhlarımız aç kalmasın diye... Kutuya biraz da sevecenlik koydum, güçlü ol diye, çünkü acımasız olan güçsüzdür. Beyaz bir güvercin uçup kendi kondu kutuya, barışı ve özgürlüğü sunmak için.... Bir buket sevgi, bir yudum aşk ve yarım bir elma da koymadan edemedim. Paylaşmayı anımsayalım diye... Sevdiklerimize onları sevdiğimizi söylemek için yarını beklemeyelim. Hemen şimdi bunu yapalım diye...İçtenliği, umudu neşeyi, bağışlayıcılığı, özgüveni ve açık yürekliliği unutmadım, "Ben" in dışına çıkıp bize ulaşabilelim diye... Son olarak da bir kart iliştirdim kutuya bak bu kartta neler yazıyor. Bu kutunun kapağını her kaldırışında yaşamla ilgili yepyeni şeyler keşfedeceksin. Yaşamak için yarını bekleme, al yaşamı kollarının arasına ve sımsıkı sarıl yaşamdan yalnızca almak yerine ona bir şeyler ver. Kısacası bütünüyle "İnsan" ol. Unutma (!) yaşam dokuması henüz tamamlanmamış, olağanüstü güzellikte bir duvar halisidir ve sana ait olan boşluğu yalnız sen doldurabilirsin. Kimseyi kırmamak ve üzmemek şartıyla istediğin her şeyi dene :) Bir gün sonsuzluğun bulutlarına oturduğunda ne aklın kalsın ne de kırık bir yürek :)

Not: Arkadaşlarım sağolsun bu aralar maillerime birbirinden güzel yazılar forward ediyorlar. Bu yukarıda yazdığım yazıda gene arkadaslarımın bana gönderdigi yazılardan birisi. Yazarını bilmiyorum ama alıntı oldugunu bir kez daha buradan özellikle vurgulamak istedim... Umarım sizde okurken benim kadar keyif almıssınızdır...

Su terapisi:)))

Her gün 6 su bardağı su (1,5 litre) iç ve böylece ilaç almaktan, iğne olmaktan, doktor parasından kurtul. Uygulamadan inanamazsın. Su Terapisi ile Tedavi Edilebilen Hastalıkların Listesi: Kan Basıncı, yüksek tansiyon, romatizma, anemi (kansızlık), genel felç, obezite (aşırı şişmanlık), kireçlenme (artirit), sinüzit, taşikardi, baş dönmesi, öksürük, lösemi, astım, bronşit, akciğer veremi, menenjit, böbrek taşı, üreme organı hastalıkları, ekşime, dizanteri, gastrit, rahim kanseri, hemoroit, kabızlık, kemik erimesi, şeker hastalığı, bağ ağrısı, gözde kan toplanması, düzensiz adet görme, meme kanseri, larenjit (gırtlak iltihabı), terapi işlemi...

Sabah yataktan kalktıktan hemen sonra, - hatta dişlerinizi bile fırçalamadan - 1.5 lt su için. Bilin ki bu "Usha Paana Chikitsa" diye anılan eski bir Hint terapisidir. Daha sonra yüzünüzü yıkayabilirsiniz. Burada en önemli nokta, 1.5 lt su içildikten sonra takip eden bir saat içinde hiçbir şekilde bir şey içilmeyecek ve yenmeyecektir. Bir gece önce alkol içeren içki alınmaması da çok titizlikle uyulması gereken bir husustur. İstenirse, bu amaçla içilecek su kaynamış ve süzülmüş kullanılabilir. 1.5 lt suyun bir kerede içilmesi zor olduğundan derece derece uygulayabilirsiniz. ilk başta dört bardağı bir dikişte, kalanı iki dakika içinde aralıklarla içerek kendinizi alıştırabilirsiniz. Bir saat içinde 2 yada 3 kere idrara çıkma ihtiyacı hissedebilirsiniz. Ancak bir süre sonra bu normal olacaktır.

Araştırma ve Deneylerle aşağıda belirtilen hastalıkların, yanlarında gösterilen sürelerde iyileştikleri gözlemlenmiştir. Kabızlık - 1 gün, Ekşime - 2 gün, Şeker - 7 gün, Kanser - 4 hafta, Ak. Veremi - 3 ay, Y. Tansiyon - 4 hafta
Not: Artirit (Eklem Kireçlenmesi) ve Romatizma ağrıları çekenler bu terapiyi günde üç kere; yani ilk hafta sabah, öğle ve akşam yemeklerinden 1 saat önce; ve sonra hastalık geçinceye kadar günde iki kere uygulamaları önerilir. Sadece Su Nasıl Etki Eder? Sıradan bir su tüketimi, doğru metotla insan vücudunu temizler. Tıpta "Haematopaises" de denilen yeni kan oluşması, kolonun daha tesirli olmasına yardımcı olur. Kolon ve bağırsaklarda bu şekilde yeni kan oluşması tartışmasız bir gerçektir. Bu terapi ile kolon ve bağırsakların mukoza kıvrımları çalışır. Eğer kolon temizlenirse, günde birkaç kere alınan kandaki gıdalar emilecek ve mukoza kıvrımlarının çalışmasıyla yeni kan haline dönüşeceklerdir. Kan, rahatsızlıkların tedavisinde ve sağlığın korunmasında en önemli unsurdur ve bunun için de su düzenli olarak alınmalıdır.

Siz hangi 'Fobi'ye sahipsiniz?

Genellikle çocukluk yıllarında yaşananların etkisiyle ortaya çıkan yüzlerce''fobi'' çeşidi insanların hayatını olumsuz etkiliyor. AA muhabirinin yaptığı araştırmaya göre, çoğu Latince olarak adlandırılmış bulunan ve bir kısmı toplumda daha sık bilinen yüzlerce fobi, çoğu kez literatürdeki adıyla bilinmese de insanlar tarafından yaşanıyor ve bunlar hayatı olumsuz etkiliyor. Literatürdeki ''fobi''ler arasında
Aviofobi: Uçuş korkusu
Klostrofobi: Kapalı yer korkusu
Batofobi: Derinlik ya da yüksek binaların yanından geçmekten korkusu Ailurofobi: Kedilerden korkma gibi fobilerin yanı sırapek duyulmamış Arakibutirofobi: Yerfıstığı ezmesini yerken damağayapışmasından korkma Venüstrafobi: Güzel kadınlardan korkma
Politikofobi: Politikacılardan korkma
Peladofobi: Kel insanlardan ya da kelleşmekten korkma
Fobofobi: Korkmaktan korkma gibi ilginç fobiler de var. Diğer dikkat çekici birkaç fobi ise şöyle sıralanıyor:

Eisoptrofobi: Aynalardan korkma
Erotofobi: Cinsellikten korkma
Filofobi: Aşık olmaktan korkma
Agirofobi: Caddelerden korkma
Antropofobi: İnsanlardan korkma
Araknofobi: Örümceklerden korkma
Tokofobi: Gebe kalmaktan ya da çocuk doğurmaktan korkma
Triskaidekefobi: 13 sayısından korkma
Tripanofobi: İğne olmaktan korkma
Musofobi: Farelerden korkma
Nekrofobi: Cesetten korkma
Ofidiyofobi: Yılanlardan korkma
Okofobi: Taşıtlardan korkma
Rantofobi: Herşeyden korkma
Gametofobi: Evlenmekten korkma
Ksenofobi: Yabancıdan

Not: Bu yazıyı bir arkadasım maille bana göndermisti. Konu hem ilginc hemde bilgi kaynağı oldugu için sizinle paylasmak istedim...

ÇİN BAMBU AĞACI

Çin Bambu ağacının yetişmesi,olumlu ısrar için güzel bir örnektir. Çinliler bu ağacı söyle yetiştirir: .....Önce ağacın tohumu ekilir, sulanır ve gübrelenir. Birinci yıl tohumda herhangi bir değişiklik olmaz. Tohum yeniden sulanıp gübrelenir. Bambu ağacı ikinci yılda da toprağın dışına filiz vermez.
Üçüncü ve dördüncü yıllarda her yıl yapılan işlem tekrar edilerek bambu tohumu sulanır ve gübrelenir. Fakat inatçı tohum bu yılda da filiz vermez.

Çinliler büyük bir sabırla besinci yılda da bambuya su ve gübre vermeye devam ederler. Ve nihayet besinci yılın sonlarına doğru bambu yeşermeye baslar ve altı hafta gibi kısa bir sürede yaklaşık 27 metre boyuna ulaşır. Akla gelen ilk soru şudur : Çin bambu ağacı 27 metre boyuna altı hafta da mi yoksa beş yılda mi ulaşmıştır? Bu sorunun cevabi; tabii ki beş yıldır.

Büyük bir sabırla ve ısrarla tohum beş yıl süresince sulanıp gübrelenmeseydi ağacın büyümesinden hatta var olmasından söz edebilir miydik?... Bir basarinin şartları her zaman çok basittir. Bir süre için çalısın, bir süre tahammül edin. Her zaman inanın ve hiçbir zaman geri dönmeyin.

3/05/2006

Genemi sobelendim ne:))) ama bu seferki 4 mim değil:))

Arkadaşlar bu aralar beni sobeleyen sobeleyene walla:))) Yok yok hemen yanlış anlamayın. Bu seferde 4 mimde sobelenmedim. Sobe konum favori 10 kitabım... Ehh sevgili arkadasım Burcuss beni sobelerde bende cevap yazmazmıyım... Buyrunuz favori 10 kitabım...

1. Yıldızlı ve Yağmurlu Geceler: Maeve Binchy
2. Benim Hüzünlü Orospularım: Gabriel Garcia Marquez
3. Bahçelerin ve Parkların Tarihi: Hans Sarkowicz
4. Zahir: Paolo Coelho
5. Ferrarisini Satan Bilge: Robin Sharma
6. Denemeler: Montaigne
7. Yolların Başlangıcı: Amin Maalouf
8. Beyaz Zakkum: Janet Fitch
9. Melekler ve Şeytanlar, Da Vinci Şifresi, İhanet Noktası - Dan Brown
10. Şu Çılgın Türkler: Turgut Özakman

Not: 10 favori kitap konusunda bende sevgili arkadaşlarım; evperisi ve lavicert'i sobeledim...

Gelelim Oscar ödüllerine...

Bu yıl 78.si düzenlenecek Oscar ödül töreninin heyecanı tüm sinamaseverleri sardı. Bakalım heykelcikleri kimler kucaklayacak? Favorilerimi söylemeden önce 78. Oscar adaylarını bir kez daha belirtmek istiyorum...

En iyi film kategorisinde
- Brokeback Mountain
- Capote
- Good Night and Good Luck
- Munich
En iyi erkek oyuncu kategorisinde
- Philip Seymour Hoffman(Capote)
- Terrence Howard (Hustle and flow)
- Heath Ledger (Brokeback Mountain)
- Joaquin Phoenix (Walk the Line)
- David Strathairn (Good night and good luck)
En iyi kadın oyuncu kategorisinde
- Judi Dench (Mrs. Henderson Presents)
- Felicity Huffman (Transamerica)
- Keira Knightley (pride and prejudice)
- Charlize Theron (North Country)
- Reese Witherspoon (Walk the line)
En iyi yardımcı erkek oyuncu kategorisinde
- George Clooney (Syriana)
- Matt Dillon (Crash)
- Paul Giamatti (Cindrella man)
- Jake Gyllenhaal (Brokeback Mountain)
- William Hurt (A History of Violence)
En iyi yardımcı kadın oyuncu kategorisinde
- Amy Adams(Junebug)
- Catherine Keener (Capote)
- Frances McDormand(North Country)
- Rachel Weisz(The Constant Gardener)
- Michelle Williams (Brokeback Mountain)
En iyi yönetmen kategorisinde
- Ang Lee (Brokeback Mountain)
- Bennett Miller (Capote)
- Paul Haggis (Crash)
- George Clooney (Good night and good luck)
- Steven Spielberg(Munich)

Sizlerde tahminlerinizi bizimle paylasırsanız eğer yarın karşılaştırma yaparak kaçta kaç tutturduğumuzu hep birlikte değerlendirebiliriz. Nedersiniz sizde tahminlerinizi yazarmısınız:)) Simdide gelelim benim favorilerime...
En iyi film: Her ne kadar sinema eleştirmenlerinin bir çoğu Brokeback Mountain desede benim favori filmim Munich...
En iyi yönetmen: Steven Spielberg (Munich)
En iyi erkek oyuncu: Philip Seymour Hoffman (Capote)
En iyi kadın oyuncu: Charlize Theron (North Country)
En iyi yardımcı erkek oyuncu: Paul Giamatti(Cinderella Man)
En iyi yardımcı kadın oyuncu: Rachel Weisz (The Constant Gardener)

Bir sandalyede siz itekleyin...

Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği akülü tekerlekli sandalye kampanyası başlattı. Kampanyaya Ziraat Bankası Atrium Şubesi'nin 11366055-5006 hesabına göndereceğiniz yardımlarla katılabilirsiniz. İsteyen faturalı hatlardan 3430'a boş mesaj çekerek 5 YTL'lik SMS desteğinde de bulunabilir. Bir adet akülü tekerlekli sandayle 2.550 YTL olduğunu belirten dernek hakkında daha çok bilgiyi www.akulusandalye.org adresinden bulabilirsiniz...

3/04/2006

ilginç icatlar...

İlk ütü ısıtılmış bir taştı

Ütünün icadı 17.yüzyıl başlarına kadar dayanıyor. Giysileri düzleştirmek için ısıtılmış ağır taşlar kullanılıyordu. Daha sonra saplı düz demir plakalar ateşte ısıtılmaya başlandı. Fakat bu yöntemle ısı uzun süre korunamıyordu. Bu yüzden demir plakaları oyarak içlerini kömür közüyle doldururlardı. 1888'de Amerikalı Henry W. Seely elektrikli ütüyü icat etti. İki çubuk karbon arasında kurduğu kablolu elektirik köprüsüyle demirin ısınmasını sağlıyordu. 1926'da New York'da Eldec kuru temizleme şirketi ilk buharlı ütüyü kullanmaya başladı...

Çatalı ilk kullanan Türklerdir!..

İlk sofra aletinin kaşık olduğu kabul ediliyor. İstiridye gibi deniz hayvanlarının kabukları kaşık niyetine kullanılıyordu. Sonra bu kabuklara çubuk eklendive kaşık icat edildi. Çatal ise Yunanlar ve Türkler tarafından dini törenlerde kullanılıyordu. Ortaçağ'da insanlar eti bıçak ile kesiyor, sonra aynı bıçağı kestikleri parçaya saplayıp bunu yiyorlardı. Zaman içinde iki bıçak kullanılmaya başlandı. Biri ile et tutuluyor diğeri ile kesiliyordu. Ancak et tabakta çok fazla döndüğü için zamanla bıçağa iki diş daha eklendi. Böylece modern çatal doğdu. Çatal bıçağın bir takım halinde kullanılması 18-19. yüzyılda yaygınlaştı.

Teker teker sobee:))


Geçtiğimiz günlerde sevgili Banu sobelemişti beni. Bugünde Sevgili Şükran tarafından sobelenmişim. Bu seferki sorularımı açıkçası bende evperisi gibi manzaraya karşı cevaplamak istiyorum:)) Manzara resimlerimi bulamadım bununla idare edin:))... İşte benim cevaplarım arkadaslar...

Yaptığım 4 iş:
- Ders verdim (Lise son sınıftayken beni gayet idare edecek kadar ciddi rakamlar kazanıyodum)
- Çeviri redaksiyonları yaptım ( Üniversitedeyken başladım simdide hobi haline geldi ve halen bosta kalan zamanlarımda değerlendirme amaçlı yapıyorum)
- Eğitmenlik (halen eğitim gönüllülerinde haftanın bir günü yapmaktayım)
- Gazetecilik (inanılmaz zevkli ama parası az olan bi meslek, genede hiç biseye değisilmez)
Defalarca izleyebileceğim 4 film veya dizi:
- Akıl oyunları
- Pretty Woman
- Saw 1-2
- herby
Yaşadığım 4 yer:
- Kocaeli
- Muğla
- ...
- ...
İzlediğim 4 televizyon programı:
- Avrupa Yakası
- Yabancı Damat
- The OC
- Desperado house
Tatil için gittiğim 4 yer:
- Altınoluk
- Bodrum
- Alanya
- Dalyan
En sevdiğim 4 yiyecek:
- Midye Dolma
- Pizza
- Hamburger
- Kestane şekeri
Hemen şimdi olmak istediğim 4 yer:
- İstanbul
- Dubai (sıcak oldugu için)
- Mısır
- Japonya

Şükrancım beni sobelediğin için teşekkür ederim. Bende sevgili Zeynep'i sobeliyorum. Yemekbiz'in yemek dehası güzeli Sevgili Zeynep kabul ederse eğer çok memnun olurum. Hadi bakalım kolay gelsin simdiden güzelcim...

Çiçho sevgi battaniyesi projemiz nihayet sona erdi...:))

İnternette küçük çaplı bir araştırma yaparken bir yardım kuruluşunun tanıtım yazısından inanılmaz şekilde etkilendiğimi söylemeden edemeyeceğim arkadaşlar. Üstün Dökmen'in; insanların yüzlerinin ve gözlerinin rengi başka başkada olsa gözyaşlarının rengi hep aynıdır şeklindeki cümlesiyle başlayan bu yazıda küçük birde öyküye yer verilmişti. Öykünün içerisinde geçen paragrafı hiç bir değişikliğe uğratmadan direk olarak sizinle paylaşmak istiyorum. Sonrasında zaten bu yazıya neden yer verdiğimi sizlerde çok iyi bir şekilde görmüş olacaksınız. Gelelim öyküde geçen ve sizlerle paylaşmak istediğim paragrafa...

"Çok büyük bir arazi üzerine kurulmuş bir gül bahçesi hayal edin. Hatta hayalinizi gerçekleştirecek gül tohumlarıda verilmiş olsun size... Ama bu kurak arazide yanlız başınasınız. Bu durumda yapabileceğiniz tek şey birilerini yardıma çağırmaktır. Elinizdeki tohumları gösterip gül bahçenizin planlarını ayrıntılı bir şekilde anlatırsınız. İlgilenen olmazsa da arazinin bozkırlaşacağından ve ayrık otlarının çoğalacağından bahsedersiniz değil mi?"

Cicho sevgi battaniyelerimizin olusumunda açıkçası bende her zaman bu mantığı güderek hareket etmeye çalıştım. Mantık açısından hiç bir değisiklik olmayan, tek bir amaç doğrultusunda hereket eden bu yazıyıda okuyunca kesin olarak battaniyelerimizle ilgili son durumu bildireceğim anda bu yazıya yer vereceğimi dün aksam itibariyle kesinlestirmistim kafamda. Açıkçası bu projenin temellerini attığım ilk günlerde sonucunu tam olarak kesinleştiremediğim için amacım 1 battaniye üzerinde odaklanmak üzerine olmuştu. Ancak zamanla gelen yoğun ilgiden ve katılımcı sayısındaki hızlı artıştan dolayı hedeflenen battaniye sayısını çoktan geçtiğimizi görünce sevincim git gide dahada büyüdü.

Yukarıdada belirttiğim gibi ilk olarak projemizin bitiş tarihi için 20 şubat tarihini belirlemiş daha sonradanda katılmak isteyen arkadaşlarımızı hayal kırıklığına uğratmamak adına bu süreyi ay sonuna kadar uzatmıştık. Mart ayına girdiğimiz şu günlerde sizlerinde tahmin edeceği gibi artık projemizi sonlandırmış bulunmaktayız. Elimizde birleştirilmeyi bekleyen yaklaşık 200 parçayıda tamamladıktan sonra sevgi battaniyesi projemizi bitirmiş olacağız. Bundan sonrasındaki aşamada ise önümüzdeki Cumartesi günü Kocaeli Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna yapacağımız ziyarete sıra gelecek...

Ve birbirini bu zamana kadar hiç görmemiş, hatta birbirlerinden haberdar dahi olmayan ancak bir sevgi yumağı haline gelerek ördüğünüz sevgi parçalarını bizlerle paylaşmaktan kaçınmadığınız için hepinize çok tesekkür ederim. Evet sevgi battaniyesi projemize niyetlendiğimiz günlerde hedefimiz 1 battaniyeydi belki ama su an itibariyle bu sayıyı biz 45 e çıkarttık sevgili arkadaşlar. Tek kişilik yetiskin battaniyelerimize yaptığımız bebek battaniyelerininde eşlik etmesiyle bu sayıyı rahatlıkla oluşturabildik. Peki bu battaniyeler yanlızca sevgi parcalarından mı oluştu? Evet az öncede belirttiğim gibi bu sayıyı Türkiye'nin hemen her bir kösesinden sizlerin gönderdigi sevgi parçalarınızla olusturduk. Örgü örmesini bilmeyen veya bir şekilde destek olmak isteyen arkadaslarımızda olmadı değil aramızda onlarda battaniye alarak bize destek oldular elbette.

Çoğu zaman yanlış amaçlarla kullanılan sanal alemin bu tarzda sosyal sorumluluk isteyen projeler içinde rahatlıkla kullanılabileceğini hep birliktede görmüş olduk. Bugüne kadar aktif olarak projemize destek olan 85 kişiye buradan teker teker huzurunuzda tesekkür etmek istiyorum. Yüreğinizdeki sevginin en karanlık ve ümitsiz zamanlarınızda dahi ışığınız olması dileklerimle... Sevgiler,
Not:Sevgi battaniyelerimizle ilgili gerekli resim ve davetiye islemlerini size bu hafta içerisinde tekrardan duyaracağımdan süpheniz olmasın:))

3/03/2006

Hangi bitki çayı hangi hastalığa iyi gelir?

Kansızlık için ıhlamur çayı
İyi geldiği hastalıklar: Romatizma ve gut, romatizmal eklem deformasyonları, Böbrek ve idrar yolları iltihabı, Teşhis edilemeyen şiddetli baş ağrıları, Prostat büyümesi, Mide ve bağırsak ülseri, Böbrek ve safrakesesi taşı, Güçsüzlük ve bitkinlik halleri, Kansızlık ve alyuvarlar eksikliği, Demir eksikliği, Tüm alerjik rahatsızlıklar (bahar nezlesi dahil), Egzama, Sarılık, Kanser, Ergenlik sivilceleri, Fistüller
Kullanılan bitki: Isırgan otu
Hazırlanışı:
Yaprak çayı: 1 tatlı kaşığı dolusu ince kıyılmış bitki, 1 bardak kaynar suyla haşlanır ve 5-6 dakika demlendikten sonra süzülür. Tatlandırılmadan, sıcak olarak içilmelidir.
Kök çayı: 1 tatlı kaşığı ince kıyılmış kök, 1 bardak suda 5 dakika kadar hafif ısıda kaynatılır, 4-5 dakika kadar demlendirildikten sonra süzülür. Tatlandırılmadan, sıcak olarak içilmelidir.
Tohum çayı: 1 tatlı kaşığı dolusu hafifçe ezilmiş tohum, 1 bardak kaynar suyla haşlanır, 8-10 dakika demlendikten sonra süzülür. Tatlandırılmadan, sıcak içilmelidir. B droglar karıştırılarak da çay hazırlanabilir. Tedavi edici özelliği daha da artar. Isırgan otu
İyi geldiği hastalık: Üşümede etkili
Hazırlanışı: Kış mevsimine uygun, ısıtıcı etkisi olan, Hintli yogilerin içtiği baharatlı bir çay. Ayurvedik bir çay olan yogi çayı, yoğun baharatların karışımından oluşuyor. Ufak bir tencereye bir parça kabuk tarçın, 4-5 kakule tanesi, 1 ufak kök zencefil, 2 karanfil ve 4-5 adet tane karabiber koyun. Üzerine 2 su bardağı su ilave edip 5 dakika kadar kaynattıktan sonra dilerseniz içine tatlı kaşığı siyah çay ekleyip biraz demlendirip süzün. Kullanılan bitkiler: Tarçın, kakule, zencefil, karanfil, karabiber
İyi geldiği hastalıklar: Soğuk algınlığı, Öksürük, Uykusuzluk, Plazma ve kan dolaşımı bozuklukları, Kansızlık
Kullanılan bitki: Ihlamur
Hazırlanışı: Bir tutam ıhlamur (özellikle yaprakları) 2 su bardağı kaynar suda demlenir. 1-2 bardak sıcak olarak içilir. Özellikle akşam saatlerinde fazla içmemeye dikkat etmek gerekir, fazla miktarda alındığında uykusuzluğa neden olabilir. Yapraklarında çok miktarda klorofil taşımasından dolayı kansızlık durumunda kullanılmasında fayda vardır. Diğer çaylarda olduğu gibi ıhlamuru da hazırladığınız zaman için ve bir daha kaynatmayın.
İyi geldiği hastalıklar: Nefes darlığı, Kalp hastalıkları, Bağırsak rahatsızlıkları, Karaciğer rahatsızlıkları, Romatizma, Şeker hastalığı, Uykusuzluk, Baş ağrısı, Cilt problemleri, Öksürük, Kabızlık, Gut, Romatizma, Böbrek rahatsızlıkları, Basur, Ses kısıklığı, Yüksek ateş, İshal, Sindirim güçlüğü, Damar sertliği, Mesane rahatsızlıkları Kullanılan bitki: Elma
Hazırlanışı: Beyin, karaciğer ve mideyi çok olumlu etkileyen elmanın, kurutulmuş parçalarından çay yapabileceğiniz gibi kabuğuyla küçük parçalara böldüğünüz elmaları kaynatarak içine limon ve portakal ekleyerek çay olarak da tüketebilirsiniz.

Güzelliğin sırrı doğada...:)

Yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte, kilolarından kurtulmak ve pürüzsüz bir cilde sahip olmak isteyen kadınlar, sorunlarını aktarlardan aldıkları doğal ürünlerle gideriyor. Bahar aylarını yaşadığımız şu günlerde hanımların büyük çoğunluğunu bir telaş aldı ki sormayın. Yaza ideal vücut ölçüleriyle girmek, güzel görünmek isteyen kadınlar, şu günlerde aktarlardan çıkmıyor. Çünkü, her türlü sorunun bitkilerden elde edilen bir çözümü mevcut.

Selülitten zayıflamaya, cilt kırışıklıklarından saç dökülmesine kadar çok sayıda ürün kadınların hizmetinde. Kadınların en büyük sorunu olan fazla kilolar, aktarlarda papatya, mersin yaprağı, sinameki, defne yaprağı, biberiye ve funda yaprağından elde edilen ''zayıflama macunları'' ile birkaç ay içinde giderilebiliyor. Yağ çözücü etkisi olan bu macun günde 3 kere alınması durumunda vücudun protein dengesini koruyarak, aşırı kiloların verilmesini sağlıyor. Her 10 kadından 9'unun sorunu olan selülitler ise zambak, yasemin, nane, anason, lavanta, limon, jojoba, rezene, biberiye, keten, ardıç, buğday, susam ve portakal yağların birleştirilmesinden oluşan ''selülit yağı'' ile yok edilebiliyor. Şişesi 6 milyon liradan satılan ve 6 ay düzenli olarak kullanılması gereken bu yağın, selülite kalıcı çözüm sağladığı ifade ediliyor.

Ciltte kötü görünüme neden olan siyah noktalar için ise kayısı yağı öneriliyor. Denizde bronzlaşmak yerine tatile bronz görünüm ile gitmek isteyen kadınlara ise ceviz yağı, kakao, havuç, fındık ve badem yağı gibi ürünlerden yapılan karışım satılıyor. Cilt bozuklukları için denizden çıkarılan doğal süngerlerle vücuda masaj yapılmasını ve bu yolla gözeneklerin açılmasını öneren aktarlar, makyaj temizliğinde de gül yağı, lavanta, kekik, defne gibi yağların kullanılmasının cilt sorunlarını engellediğini bildirdiler.

Evinizde evcil hayvan besliyorsanız Zoolistan tam size göre...


Başlıktanda anlayacağınız gibi evcil hayvanlarla ilgili her türlü bilgiyi Zoolistan isimli bu dergide rahatlıkla bulabilirsiniz arkadaşlar. Cam güzeli köpüsüm Bambiyi evimize getireceğimiz dönem içerisinde sevgili arkadaşım Kebire sağolsun bana Zoolistanın bütün sayılarını göndererek güzel bir jest yapmıstı. Açıkçası İzmit'te ben bu dergiye daha önceden rastlamadığım için okuma şansınıda yakalayamamıştım. Eğer ki evinizde sizinle birlikte yaşayan küçük afacanlarınız varsa bu dergiyi mutlaka temin etmenizi öneririm.
Ayrıca Zoolistan, aklınıza gelebilecek her türlü soruya rahatlıkla cevap bulabileceğiniz bir dergi niteliğini taşımaktadır.

Dergiyi D&R, Alkım, Remzi gibi büyük kitabevlerinden alabileceğiniz gibi abone olarakta rahatlıkla temin edebilirsiniz.

Ot severlere müjde:))




Ege mutfağını az çok bilen kişiler, Ege mutfağının olmazsa olmazlarının arasında çeşitli otlardan yapılan ve birbirinden güzel yemeklerin olduğunu gözleri kapalı bilirler. Her ne kadar Marmara bölgesinde bu birbirinden değişik ve lezzetli otlara biraz uzak kalmış olsakta yolunuz ola ki Ege tarafına düşerse mutlaka bu lezzetin arasına kendinizi bırakmanızı öneririm. Emin olun bu kısa sürede kendinize çekeceğiniz ziyafetten kesinlikle pişmanlık duymayacaksınız:))

Gelelim ot severlere vermek istediğimiz müjdemizin ne olduğuna... Mutfak Dostları Derneği tarafından hazırlanan ve basımı Metro Group sponsorluğunda gerçekleştirilen 'Yurdumun Yenilebilir Otları" isimli kitabı satışa sunulmaya başlandı. Yurdumuzda yetişen, kimi yemeklere lezzet katan, kimi soframızda kendi başına salata, meze olarak besleyici değerleriyle yer alan toplam 94 ot, bilgileri ve tarifleriyle bu kitapta buluştu. Kitabın arka kısmında alfabetik sırayla otların Latince, Türkçe. İngilizce, Almanca ve Fransızca karşılıklarıda yer alıyor.

Otların, doğada rastlanıldığında kolayca tanınabilmesini sağlayacak çizimlerininde yapıldığı bu kitap, alanında uzman araştırmacı ve yazarlar tarafından hazırlandı. Kitap, Turgut Kut, Ahmet Örs, Semih Somer ve Tijen İnaltong'un çalışmalarıyla hazırlandı. Her otun bilgileriyle birlikte bir de fotoğraflı yemek tarifi bulunan kitap yaklaşık 210 sayfadan oluşmakta. İlgilenenler Mutfak Dostları Derneği'nden bu kitabı temin edebilirler.

Kitap temini için;
Mutfak Dostları Derneği
Şermin Doğan (Sekreter)
0212 249 96 80 nolu telefondan dahili 117
GSM: 0542 315 28 29
(Dernek ofisi Karaköy Güllüoğlu Baklava binası içindedir.)

2/27/2006

Avatarı değistiriyorum cünkü...:((

Bugünden itibaren avatarda duran resmi değistiriyorum arkadaslar... Cünkü her masalın sonu gibi bununda bir sonu olacaktı ve bizim sonumuzda gecenlerde nihayete erdirilerek bitirilmesi yönünde oldu. Bu ne kadar sağlıklı veya doğru bir karar diye sorgulamayın lütfen. Bugünden itibaren avatardaki resmi değistireceğim için merak edenlere kısa bi dipnot olması içindi... Aslında uzun uzun yazıp içimi dokmek isterdim ama bunu simdilik yapabileceğimi zannetmiyorum... Hersey için tesekkürler...